Kategoriler

Vücudumuzun PH Seviyesi Nasıl Olmalı? Vücudumuzun PH Seviyesini Nasıl Dengede Tutmalıyız?

Basitçe pH değerini anlatmak gerekirse; pH, herhangi bir şeyin ne kadar asidik veya bazik(alkalik) olduğunu belirten ölçü birimidir.

pH değeri,0 ile 14 arasında değişir.

* 0-7 arası asidiktir.

* 7 nötrdür.

* 7-14 arası alkaliktir (alkali yerine genelde bazik kullanılır)

Bununla beraber bilinmelidir ki pH seviyesi vücudun farklı bölgelerine göre de değişiklik gösterebilir. Bazı bölgeler asidik olabilirken, bazı bölgeler bazik olabilir. Yani tek ve net bir değer olmamaktadır.

Örneğin mideniz hidroklorik asit ile doludur ve 2 ile 3.5 arasında (çok asidik) bir pH değerine sahiptir. Besinleri ayrıştırmak için bu gereklidir.

Diğer bir taraftan, damarlarınızda akan kan her zaman baziktir ve pH değeri 7,4 tür. Bu değer 7.35 ile 7.45 arasında sabit kalır. Nasıl ki vücut sıcaklığımız 36,5 ile 37,5°C arasındadır, kan pH derecesi de çok kritiktir, o da dar toleranslar içinde tutulur.

pH dengesiHücrelerimiz enerji yakıp, asit salgılar. Kaslarda glikoz yakıldıkça artık ürün olarak laktik asit ortaya çıkar. Yoğun spor yaptığımızda bunu fark ettiğimiz zamanlar olabilir. Mesela uzun süre koştuğumuzda bacaklarda yanma başlayabilir. Bu o bölgede asit yığılması olduğunu gösterir. Yapılacak iş bunun üzerine gitmeyip, istirahat edip geçmesini beklemektir.

Vücudumuz asitlerden değişik yollarla kurtulur. İdrarla atar. Nefes aldıkça oksijenle birleştirip nötr yapar. Terimiz de asidiktir, bu da bizi dış mikroorganizmaların saldırılarından korur.

Vücudun PH dengesi üzerine çalışan organ böbreklerdir, kimyasal işlemlerle alkaliliği sağlamaya çalışır.

Asit-baz dengesinde kemik mineralleri de kullanılır. Minerallerin  %20 si sürekli alınıp bunlar asitle birleştirilip tuz (nötr) yapılır, böbreklerden atılır. Besinlerden mineral geldikçe kemiklerden eksilenler tamamlanır.

Vücudumuzda denge sağlama uğraşısı süreklidir.

Son yıllarda gıdaların endüstrileşmesi ile yediklerimizde mineraller azalmış, şekerin neredeyse her gıdaya girmesi ve işlenmiş gıdalarla ise asit yükü artmıştır.

Yediklerimiz, içtiklerimiz asit ağırlıklı ise (örneğin; etle salata yiyeceğimize, etle ekmek yiyorsak, yanında meşrubat içiyorsak), denge kurmak zorlaşır. Kemiklerden eksilen mineraller tamamlanamadığından kemiklerde erime başlar. Asit saldırısı devam ederse, iyice zorlanan vücudumuz, daha sonra ele almak üzere, fazla asidi yağ hücrelerimizin içinde depolar.

pH dengesiHayvansal gıdalar (et, süt, peynir), basit karbonhidratlar (çay şekeri, beyaz undan yapılmış hamurlular, içine şeker girmiş yiyecek ve içecekler, meşrubatlar, meyve suları), alkollü içecekler, çok olgun, çürümeye geçmiş meyveler asit yüklüdür.

Asitli ortamın kanser hücrelerinin gelişimini desteklediği, buna karşın alkali ortamda kanser hücresinin yaşamadığı bilinen bir gerçek. Keza, asitli ortamın pankreasın insülin salgılayan hücrelerini tahrip ettiği, şeker hastalığının böyle başladığı bile düşünülüyor.

Toplumda kalça başta olmak üzere, kemik kırılmalarının artmakta olmasının asıl sebebi, kemiklerdeki mineral kaybıdır. Bu bilindiğine göre asitli meşrubatlar içilmemelidir.

Meşrubatların gerçek pH değerleri 2,5 olup, sıvının içeriğine ‘asitliği düzenleyici’ adıyla mineral tuzu eklenerek ağzımızı, boğazımızı eritmesi önlenmektedir. Ancak; midede bu mineral ayrışmakta, sıvı mideden pH 2,5 olarak çıkmaktadır. (Logaritmik 10 tabanlı pH rakamını 2,5 dan 7,5 a yükseltmek için 100.000 kat sulandırmak gerekir.) O kadar su olmayacağı için kemik minerallerine başvurulur. Meşrubat tüketimi devam ettikçe de bu kayıplar artar, kemikler kolay kırılabilir hale gelir.

Gençlerin ergenlik sivilcelerinin gerçek sebebi bile vücuttaki asit yangınıdır. Asit krater şeklinde sivilceler ile dışarı çıkmaktadır.

Hal böyle olunca; yediklerimiz, içtiklerimizin asitçe fakir  olması sağlığımız açısından gereklidir.

(Visited 2 times, 1 visits today)

YORUMLAR